www.nerededir.com Yeni Bulma Motorunuz !

18/9/2007

www.nerededir.com

 

İnternet kullanan insanların sıklıkla arama motorlarında ihtiyaç duydukları bilgilere nasıl ulaştıklarını biliyor musunuz ?

 

Yapılan aramaların %65'i direk olarak aranmakta olan konuyla ilgili başlığın yazılması ile gerçekleşirken, %28 gibi büyük bir oranda ise soru sözcükleri ile arama gerçekleşmekte.

 

Bu mantıktan yola çıkarak sizin için hazırlamış olduğumuz bu site ve sistemde sadece konu başlıklarını seçerek, ihtiyaç duyduğunuz her bilgiyi elinizle koymuş gibi ulaşabilirsiniz.

 

Nasıl video ile tanıtım konusunda sizlere, arama motorunda ne yazarsanız yazın yanına video yazın, bakın karşınıza ne çıkıyor diye sizlerin arama motorlarında aranan kelimenin yanına video yazmasını alışkanlık haline getirmiş isek, şimdi de sizin için aradığınız kelimenin yanına arama motoru kullanmadan adres kutusuna ".nerededir.com" yazdırmayı alışkanlık haline getirmek istiyoruz

 

Niçin ?

 

Tabii ki sizlerin internet hayatınızı kolaylaştırmak ve keyifli hale getirmek için...

 

www.nerededir.com

Yeni Oyun Çılgınlığınız ! Ücretsiz, Ödüllü Oyunlar --- Akıllara zarar zeka oyunlarındaki skorlarınızı diğer yarışmacılarınki ile kıyaslayın, Ödüller kazanın ...

10/12/2006

www.yapboz.net

Yeni Oyun Çılgınlığınız !

babu

Ay 1. si  2000 Parçalık yapboz
Ay 2. si 1000 Parçalık yapboz
Ay 3. sü Vascancelos - Şeker Portakalı Kitabı

Kay-Kay

17. Seviye Ay 1. si 2000 Parçalık yapboz
18. Seviye Ay 1. si 1000 Parçalık yapboz
20. Seviye Ay 1. si Attila İLHAN Gazi Paşa Kitabı

Detaylar için

http://www.yapboz.net/odul.html

alfababu

Hiç bu kadar kolay görünüşlü zor bir zeka oyunu oynamadınız !

347

Oynamaktan keyif alacağınız, basit ama stratejik bir zeka oyunu !

Emsalsiz Zeka Oyunlarımızla hem hoş vakit geçirmek hem de kendinizi diğer oyuncularla kıyaslamak için !

www.yapboz.net

Dönüşüm muhteşem olacak....

25/1/2006

Bir sabah karşında göreceksin beni,

Yüreğinde anılar canlanacak,

Gidişim suskun olmuştu ama,

DÖNÜŞÜM MUHTEŞEM OLACAK...

 

kaptan

Gidebilme İhtimali...

11/8/2005

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...
Ben seninle bir gün Veyselkarani'de haşlama yeme ihtimalini sevdim.
İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman
özlemeye başladım herkesi...
Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra..
Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı...
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...
Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda,
solculuk oynamaya başladık..
Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla...
Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve
Türk Dil Kurumu'na inat bir Türkçeyle...
Ağbilerimizden öğrendik, S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi..
Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri.
Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben.
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..
Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak..
Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu..
Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.
Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim
Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece
Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde, ama sen yoktun
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde
Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu
Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum.

Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.

Yaz sıcağı toprağa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini
Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
Muş ovasının yalancı maviliğini
Otobüs oluyordum bir süre
Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde
Otobüs oluyordum
Bir ülkeden bir iç ülkeye
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum.
Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin
Korkuyordum
Sonra iniyordum otobüsten
Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,
ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.
Çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda..
Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
Ben seninle bir gün Van'daki bir kahvaltı salonunda
Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği
bir yol üstü lokantasında
Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında
Ben seninle herhangi bir insan elinin
terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim

Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim!

 

Yılmaz Erdoğan

Bir denizci hikayesi !

8/8/2005

Oturduğu banktan kalktı, üzerindeki denizci üniformasını düzeltti ve şehrin büyük tren istasyonundaki insanları incelemeye koyuldu.

Gözleri o kızı arıyordu, kalbini çok iyi bildiği, ama yüzünü hiç görmediği, yakasında gül olan o kızı. Ona olan ilgisi bundan on üç ay önce Florida'da bir kütüphanede başlamıştı. Raflardan aldığı bir kitabın içindeki yazıdan çok etkilenmişti. Kitaptan değil, sayfalardan birinin kenarında kurşun kalemle yazılmış minik notlardan...

Yumuşak el yazısı düşünceli bir ruhu ve insanın içine işleyen bir karakteri yansıtıyordu. Kitabın baş sayfasında, o kitabı en son okuyan kişinin ismini gördü: Bayan Hollis Maynell. Biraz zaman ve çaba sonunda adresini buldu. Bayan Maynell New York'ta yaşıyordu. Blanchard ona kendisini tanıtan ve mektup arkadaşı olmayı teklif eden bir mektup yazdı.

Ertesi gün de İkinci Dünya Savaşı'na katılmak için Avrupa'ya doğru yola çıktı. Daha sonraki bir yıl bir ay boyunca birbirlerini mektuplarla tanıdılar. Her mektup kalplerine düşen bir sevgi tohumuydu sanki. Bir romantizm başlıyordu. Blanchard kızdan bir resmini istemişti, ama kız reddetti. Kendisini gerçekten önemsiyorsa nasıl göründüğünün ne önemi vardı ?

Sonunda Blanchard'ın Avrupa'dan dönüş günü geldi çattı. İlk buluşmalarını ayarladılar. New York Tren İstasyonu'nda akşam saat tam 7'de. "Beni tanıman için" diye yazmıştı kız mektubunda, "Ceketimin yakasında kırmızı bir gül takılı olacak".

İşte saat tam 7'ydi ve Blanchard yüzünü daha önce hiç görmediği, ama kalbini sevdiği o kırmızı güllü kızı arıyordu. Hikayenin gerisini Bay Blanchard'dan dinleyelim :

- Birden genç bir kızın bana doğru yürüdüğünü farkettim. İnce ve uzun boylu, dalgalı sarı saçları o güzel kulaklarının önünden omuzlarına düşmüş. Çiçek rengi mavi gözlü. Dudaklarının ve çenesinin muntazam kıvrımları ve açık yeşil giysisiyle insana sanki baharın geldiğini müjdeleyen bir kızdı. Ben de ona doğru yürümeye başladım. O kadar etkilenmiştim ki yakasında gül olup olmadığına bakmak aklıma bile gelmedi. Ona yaklaşınca, dudaklarında hafif ve tahrik edici bir gülümsemeyle bana 'Benimle aynı yöne mi gidiyorsun denizci ?' diye fısıldadı. Neredeyse kontrolsüz bir şekilde ona doğru bir adım daha atıyordum ki, o anda Hollis Maynel'i gördüm. Kızın tam arkasında duruyordu. 40'ını çoktan geçmiş, grileşmeye başlamış saçlarını şapkasının altında toplamış. Şişmana yakın, kısa boylu, kalın bilekli ayakları topuksuz ayakkabılara gömülmüş. Kafamı çevirdim, yeşil giysili kız hızla uzaklaşıyordu. Kendimi ikiye bölünmüş hissettim; arzularım kızı takip etmemi, ta içimden gelen bir istek ise ruhu bir yıldır bana eşlik eden kadınla kalmamı söylüyordu. İşte orada öylece duruyordu. Solgun, kırışık suratı kibar ve duygulu, gri gözleri sıcaktı. Çekinmedim. Beni tanımasını sağlayacak mavi deri ciltli kitabı ona doğru tuttum. Bu aşk olamazdı ama mutlaka değerli, belki aşktan da güzel, çoktan beri minnettar olduğum ve olacağım bir arkadaşlık gibi bir şey olabilirdi. Kadını selamladım, her ne kadar gizlemeye çalıştıysam da pek başaramadığım hayal kırıklığımı belli eden sesimle 'Ben Teğmen John Blanchard, siz de Bayan Maynell olmalısınız. Sizinle buluşabildiğim için çok mutluyum. Sizi yemeğe götürebilir miyim?' diye sordum.

Kadının yüzüne bir gülümseme yayıldı: 'Neden bahsettiğini bilmiyorum delikanlı' dedi, ama şu az önce buradan geçen yeşil elbiseli kız bu kırmızı gülü yakama takmamı rica etti benden, ve eğer siz beni yemeğe davet edecek olursanız kendisinin sizi caddenin karşısındaki büyük restoranda beklediğini söylememi istedi. Dediğine göre bu bir çeşit sınavmış..."

 

Sabah mı, akşam mı, Hem sabah hem akşam mı yoksa posta mı ?

31/7/2005

 

ADAMIN BİRİSİ GAZETE BAYİİNE GİTMİŞ. ORADA GÖREVLİ KASİYER KIZA : 

 

- BANA BİR SABAH BİR DE AKŞAM VERİR MİSİN

 

DEMİŞ. KIZ DA ADAMA DÖNMÜŞ VE

 

- SANA BİR POSTA YETER

 

DEMİŞ

 

 

 

Leydi Asaleti :)

31/7/2005

 

Bir leydiye sormuşlar :

 

- Yüz euroya yapar mısınız ?

- Yüz euro fena para değil !

- Bir euroya yapar mısınız ?

- Siz beni ne sanıyorsunuz ?

- Ne olduğunuzu anladık da pazarlık yapıyoruz !

 

 

Temel'in Definesi

31/7/2005

 

Taka kaptanı Temel Reis yıllardır her sabah kasasını açar ve çıkardığı bir kağıt parçasına dalgın dalgın bakarmış. Sonra onu dikkatle kasaya koyar ve kimseye emanet etmediği anahtarıyla dikkatle kilitlermiş. Tayfa merak içindeymiş, define haritası falan zannediyorlarmış. Bir gün Temel Reis ölmüş. Anahtarı koynundan alıp sararmış kağıdı çıkarmışlar.

 

Şöyle yazıyormuş :

 

"Sancak sağ, iskele sol"

 

Hangisi ?

31/7/2005

 

Karadeniz'de bir kahvede garsona

 

- 4 çay biri açık olsun

 

diyorlar, garson gayet ciddi bir şekilde

 

- Hangisi açık olsun ?

 

 

İn - Bin

31/7/2005

 

Kadıköy civarında vitrinlere bakarken güzel bi bayan, ki fıstık gibi denebilir; mini eteğiyle, mini mini yanıma geldi, o da vitrine bakıyo.

 

E tabi biz de göz ucuyla süzdük. O sıra vatanın değerli abilerinden birisi bakmayı fazla abartmış olacak ki, bayan :

 

-  Ne bakıyorsun öküzün trene baktığı gibi !

 

diye bağırdı. Hazır cevap abimiz şakkadanak yerleştirdi cevabı :

 

-   Trene önden mi yoksa arkadan mı binsem diye bakıyorum !

 

« Önceki :: Sonraki »

Blogcu.com bir Beril Teknoloji hizmetidir